Tavan Güvercinleri

Şişman günlerin ilkinde solgun kış ikindileriyle
yamalı başlangıçların eşiğinde donmuş topraklar üzerinde
kar yağmasını bekliyorum
kara borsaya düşmesini arzularımın

Her sabah sisle her gece isle
gizleniyor ağrının kanırtan güzelliği
saklanan kara haberler düşüyor
karın beklendiği sabahlara

Beklenmeyen yerden vuruluyor tavan güvercinleri
sac tavanlar soğuğu emziriyor sabaha kadar
sabahleyin güneş tavanları ağlatırken
düşen kırağıların farkına geç kalıyorum

6 Aralık 2018

08:55

Bu Şehri Hayal Kırıklığına Uğrattım

bu şehri hayal kırıklığına uğrattım
gölgemin düştüğü kaldırım taşlarını
eskimeden yenilenen kaldırım taşlarını
ranta kurban giden kaldırım taşlarını
sokaklarda acımaya bıraktığımda

bu şehri hayal kırıklığına uğrattım
sokak lambaları yaşama sevinci vermediğinde
yalnızlığımı yüzüme vuran insan seli
ve kafeler dolusu icra değdiğinde mutluluğuma
olamadıklarımı dostlarımda gördüğümde
biraz kıskançlık çokça keşkeyle
bu şehri hayal kırıklığına uğrattım

En Mühim Karın Ağrısı

aşktı en mühim karın ağrımız, elde titremeyle
mide bulandıran mektupları yollayamamak
taahhütsüz düşen alaca karanlıkta toprağa
sonra filiz versin diye sulandıkça sulanan

sorgu kanımızda süngüyle barışık
sonları bizde saklı en güzel yolların
ve yılmadan yaşamanın
ayaklara kara sular indiren ağrısı

Kutu

Sarsıntıyla kendime geldiğimde her taraf karanlıktı. Biraz sonra zihnim netleştiğinde kargo arabasında olduğumu anladım. Diğer kutular sessizdi. Arabanın tekerleklerinin asfaltla beraber oluşturduğu uyumun verdiği sahte beşik hissi uykularını getirmiş olmalıydı. Ne kadar geçti bilmiyorum. Bir süre sonra arabanın yavaşladığını ve sarsıntıların arttığını, diğer kutulardan gelen homurtuyla ayrımsadım. Araba bir süre sonra tamamen durdu ve şoförün kapısının açıldığı duyuldu. Sonrasında arabanın kargo bölümünün kapısının açılmasıyla içeriye taze ve temiz hava ile beraber -günün ilk ışıkları olsa gerek- eğik açıyla güneş ışıkları doldu. Işığı arkasına alan şoförün silüeti gölge oyununa benzer bir halde kendini gösteriyordu: Hafif şişman, şoförlükten olsa gerek yağlanmış bel ve kalça çevresiyle iki büklüm bir vücut.. tıpkı bu çağın hormonlu karagözü gibiydi.
Şoför eline aldığı el arabasıyla kargoları boşaltmaya başladı. Birkaç kutudan sonra sıra bana geldi ve el arabasının en üstünde kendimi buldum. Biraz etrafa göz attım, burası park yerleri beyaz çizgilerle ayrılmış, birkaç özel araçtan başka bir şey bulunmayan bir otoparktı. Otoparkın hemen yanında iki katlı ve cam kapılı, sarı bir bina yer alıyordu. El arabası, şoförün ağzından çıkan ıslıkla beraber binaya doğru harekete geçti. Nihayet binanın kapısına geldik ve bizi görünce içerideki görevlilerden biri kapıyı açarak yardımcı oldu. İçeri girdiğimde kendine bir vücut bulamamış ses keşmekeşiyle yüz yüze geldim. Ve devamında keskin bir selüloz kokusu duyumsadım, koşuşturmayla ortaya çıkan ter kokusuyla beraber. Geniş bir sahanlıkta, yerlerde ve masa üzerlerinde kartonlar, zarflar ve kutular yer alıyordu. Etraflarında onları sınıflandıran görevliler vardı ve kargoları garip sesler çıkaran hareketli kayışı olan bir makineye koyuyorlardı.
Şoför, yetkili olduğunu anlaşılan biriyle konuştu: Merhaba, Tokat’tan geliyor bunlar, dedi. Cevap beklemiyormuş gibi ilgisizce soluklanmaya başladı. Hantal vücudundaki tişörtte terle beraber garip desenler çizilmişti. Yüzünde yorgunluğa saklanmış bir somurtkanlık vardı.
Merhaba, hoşgeldiniz, dedi yetkili kişi. Gelen kutularla pek bir ilgili görünüyordu. Şöyle indirebilirsiniz, dedi, uygun bir yer göstererek. Sizi ilk defa görüyorum, diyerek sohbet açmaya çalıştı.
Evet, yeni başladım işe, ismim Yusuf, dedi, şoför, kutuları el arabasından indirmeye yeltenirken.
Memnun oldum, ben de Agah, dedi, elini tokalaşmak için uzataran yetkili. Ve devamında, derler ki içinde ne olduğu belli olmayan bir kutu en az menzilinde ilerlerken kendi dumanları arasında kaybolan bir tren kadar gizem taşır, dedi. Samimi ifadelerle ve kutuların en üstünde bulunan bana bakarak sordu, içinde ne olduğu seni heyecanlandırmıyor mu?
Şoför, rahat tavırlarla üzerimde bulunan yazıyı da işaret ederek konuştu. Merak etmiyorum, hem baksana üzerinde “DİKKAT KIRILIR” yazıyor, cam türünden bir şey olsa gerek, dedi.
İçimdeki boşluğun kırılabilecek bir şeylerle doldurulduğunu hissetmiştim. Hani size kırılgan olduğunuzu hissettiren ilk kalp kırıklığınız vardır ya, işte o an düğümlenir sizin için kelimeler. Artık konuşmalar arka fonda ilerlerken gün batımında kanat çırpan minik kuşlar gibi melül ve sakin kalakaldım bir süre. Sonra istemsizce yeni kıyafetler biçen bir terzi hassasiyetiyle seslere kulak kabarttım.
Şoför Yusuf, kutuları bırakıp ayrılmıştı. Sohbeti ve güler yüzlülüğüne karşılık bulamayan Yetkili Agah da işlerine dönmüştü. Belki bir ruh taşıdığımı bilseydi Agah’la dertleşebilirdim ama olmadı. İç ürpertici çark seslerine sahip olan makineye konulduktan sonra dağıtıma çıkan kuryelerden birine verdiler beni.

İki ay geçmişti. Kutumuz işi bittikten sonra kendini geri dönüşüm kutusunda buluvermişti. Daha önce çöp görmüş olsaydı haline şükrederdi. Şimdi bir işe yaramayı beklerken düşünecek bolca vakti oluyordu. Beklemenin üstüne bindirdiği yükle beraber sağlıklı düşünemiyor olsa da, ona kırılgan bir şeyler katan Tokat’a dönebilmek ve hasarlı yanlarını tamir edebilmek istiyordu ama nasıl olacağını bilmiyordu. Geleceğinin muamması bir humma bulutu gibi üzerine çöreklenmişti. Bir romandan olsa gerek hatrına düşen şu sözler onu fazlasıyla umutsuzluğa sevk ediyordu: “Gelecek, geçmişin b*k yemesinden başka bir şey değildir zaten biliyorsunuz; ne yaparsak yapalım, bir mucize olmadığı sürece bu gerçeği asla değiştiremeyiz.”

Yeni Bir El Gerek Bana

yeni bir el gerek bana
yumuşak ve çatlamamış
uzandığında karşılık bulabilecek
keklik gibi vurulmamış

yaralar alıp yaralar satarım
acılara bal katarım
gönlümü elime alıp cilalarım
ki dokunduğunu incitmesin

yeni bir el gerek bana
yanmayacak hatalardan
ateşimi harlayacak
gölgelere yön gösterecek

kara göğsümde yara
durmuyor durması gerektiği gibi
bir şeyler eksik gövdemde
fazlalık sende kalmış

Son

nice boğulanlar var akan zamanda
her nefes zorlar onları biraz daha
su yürüttüklerini zanneden
nice başlar var saman altında